PROFESÖRLÜK KADROSUNA ATAMANIN YAPILMAMASI

Profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması ve profesörlük kadrosuna iptal davası jüri değerlendirmelerinin olumsuz sonuçlanmasından kaynaklanmakta olup, profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması idari yargı denetimine tabidir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda belirtilen şartları taşımasına rağmen profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması, bu işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle idare mahkemesinde iptal davası açabilir. Açılacak dava sonucunda, jüri raporlarına dayalı olumsuz idari işlem yargı kararıyla ortadan kaldırılabilir ve adayın profesörlük başvurusu yeniden değerlendirmeye alınabilir.

PROFESÖRLÜK KADROSUNA ATAMANIN YAPILMAMASI NEDİR?

Profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması, yükseköğretim kurumlarında profesörlük unvanı için gerekli mevzuat şartlarını sağladığını ileri süren bir öğretim üyesinin, başvurduğu kadroya idare tarafından atanamaması durumunu ifade eden bir idari işlemdir. Akademik kariyer basamaklarının en üstünde yer alan profesörlük, yalnızca bilimsel yeterlilikle sınırlı olmayıp, aynı zamanda idari usul ve esaslara uygun yürütülen değerlendirme süreçlerini de içermektedir. Bu yönüyle profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması, akademik ve hukuki sonuçlar doğuran bir idari tasarruf niteliğindedir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu uyarınca profesörlük kadrosuna atanabilmek için adayların belirli akademik ve bilimsel kriterleri haiz olması zorunludur. Anılan şartların sağlanmasına rağmen profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması, uygulamada çoğunlukla jüri değerlendirmelerine dayalı olarak tesis edilmektedir. İlgili mevzuat kapsamında oluşturulan jüri, adayın bilimsel eserlerini, akademik faaliyetlerini ve mesleki yeterliliğini inceleyerek bireysel raporlar düzenlemektedir. Bu raporların çoğunluğunun olumsuz olması hâlinde profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması yönünde idari karar alınabilmektedir.

Ne var ki, jüri raporlarının her durumda mutlak doğruluk taşıdığı kabul edilemez. Jüri değerlendirmelerinin nesnellikten uzak olması, bilimsel ölçütlerle bağdaşmaması veya idarenin takdir yetkisinin hukuka aykırı şekilde kullanılması hâllerinde profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması işlemi yargısal denetime konu olabilmektedir. Bu bağlamda, hak kaybına uğradığını düşünen adaylar tarafından profesörlük kadrosuna dava açılması mümkündür. Açılan profesörlük kadrosuna dava, idari işlemin iptali istemiyle idare mahkemelerinde görülmektedir.

Yargılama sürecinde mahkeme, profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması işlemine dayanak oluşturan jüri raporlarını, adayın akademik özgeçmişini ve dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeleri birlikte değerlendirir. Yapılan inceleme sonucunda açık bir takdir hatası, eşitlik ilkesinin ihlali ya da bilimsel değerlendirme ölçütlerinden sapma tespit edilmesi hâlinde, mahkemece iptal kararı verilebilmektedir. Bu durumda sonuçlanan profesörlük kadrosuna dava, hukuka aykırı idari işlemi ortadan kaldırmakta ve adayın yeniden değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.

Öte yandan profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması, adayın bilimsel yetersizliğinin kesin bir göstergesi olarak kabul edilemez. Nitekim iptal kararları sonrasında yapılan yeni değerlendirmelerde adayların profesörlük kadrosuna atanabildiği görülmektedir. Bu nedenle profesörlük kadrosuna dava, akademisyenler bakımından etkili bir hukuki başvuru yolu olarak önem arz etmektedir.

Yükseköğretim hukuku konusunda uzman bir avukat hukuki haklarınızı koruma konusunda size yardımcı olacaktır.

Profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması, idarenin takdir yetkisi kapsamında tesis edilmekle birlikte, bu yetki sınırsız olmayıp yargısal denetime tabidir. Hukuka aykırılık iddiası bulunan durumlarda açılacak profesörlük kadrosuna dava, akademik değerlendirme süreçlerinin hukuka uygunluğunun sağlanması ve bireylerin akademik kariyer haklarının korunması açısından belirleyici bir role sahiptir.

PROFESÖRLÜK KADRO ŞARTLARI NELERDİR?

Profesörlük kadro şartları, yükseköğretim kurumlarında akademik kariyerin en üst aşamasına ulaşmak isteyen öğretim üyeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de profesörlüğe atanma süreci esas olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde düzenlenmiştir. Bu süreçte belirlenen şartların eksiksiz biçimde sağlanamaması hâlinde profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması sonucu ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla profesörlük kadro şartlarının doğru anlaşılması hem idare hem de adaylar bakımından hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi açısından önemlidir.

Profesörlük kadrosuna başvurabilmek için öncelikle adayın doçent unvanını almış olması gerekmektedir. Doçentlikten sonra adayın bilimsel çalışmalarını sürekli biçimde sürdürmesi, alanında özgün yayınlar yapması ve akademik faaliyetlerini belgeleyebilmesi beklenir. Bu hususta Ankara İdare Mahkemeleri kadro başvurusunda bulunan adayın doçentlikten sonra çalışmalarının az olmasından dolayı başvurusunu reddetmiştir.

Bu koşulların sağlanmaması durumunda profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması yönünde idari bir işlem tesis edilebilir. Böyle bir işlem, aday açısından ciddi hak kayıplarına yol açabileceğinden hukuki denetime açık hâle gelir ve bu aşamada profesörlük kadrosuna dava gündeme gelebilir.

Profesörlük kadro şartlarının önemli bir bölümünü bilimsel yayın ve akademik performans kriterleri oluşturmaktadır. Adayın ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış makaleleri, kitapları, atıf sayıları ve yürüttüğü projeler jüri tarafından ayrıntılı biçimde incelenir. Bu inceleme sonucunda adayın yeterli görülmemesi hâlinde profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması kararı verilebilir. Böyle bir durumda aday, jüri raporlarının nesnelliğini tartışma konusu yaparak profesörlük kadrosuna dava açma yoluna başvurabilir.

Jüri değerlendirmeleri, profesörlük sürecinin en kritik aşamalarından biridir. İlgili mevzuat uyarınca oluşturulan jüri, adayın bilimsel niteliğini belirlemek amacıyla ayrı ayrı raporlar hazırlar. Bu raporların çoğunluğunun olumsuz olması, uygulamada sıklıkla profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması sonucunu doğurmaktadır. Ancak jüri raporlarının bilimsel ölçütlere aykırı olduğu iddiası söz konusuysa, bu durum profesörlük kadrosuna dava açılmasının temel gerekçelerinden biri hâline gelir.

Profesörlük kadro şartları yalnızca bilimsel yayınlarla sınırlı değildir. Adayın eğitim-öğretim faaliyetleri, lisansüstü tez danışmanlıkları ve akademik etik kurallarına uygunluğu da değerlendirme kapsamındadır. Bu unsurların eksikliği hâlinde profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması kararı tesis edilebilir. Bu tür bir idari işlem, idarenin takdir yetkisi kapsamında olmakla birlikte, hukuka uygunluk denetimine tabidir ve bu nedenle profesörlük kadrosuna dava yoluyla yargı önüne taşınabilir.

Profesörlük kadro şartları, adayların akademik yeterliliğini çok yönlü biçimde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Şartların sağlanmasına rağmen profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması, hukuki uyuşmazlıkların doğmasına neden olabilmektedir. Bu uyuşmazlıklarda profesörlük kadrosuna dava, adayların hak arama özgürlüğünün temel araçlarından biridir. Yargı mercileri tarafından verilen iptal kararları, profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması işleminin hukuka aykırı sonuçlarını ortadan kaldırabilmekte ve yeniden değerlendirme yapılmasını sağlayabilmektedir. Bu nedenle profesörlük kadro şartlarının doğru uygulanması hem idari istikrar hem de akademik adalet açısından büyük önem taşımaktadır.

Profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması ve profesörlük kadrosuna iptal davası
        PROFESÖRLÜK KADROSUNA ATAMANIN YAPILMAMASI VE İPTAL DAVASI

PROFESÖRLÜK KADROSUNA ATAMANIN YAPILMAMASI VE İPTAL DAVASI

Profesör kadrosuna atama sürecinde yapılan başvurunun jüri değerlendirmesi sonucunda olumsuz sonuçlanması hâlinde profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması söz konusu olmaktadır. Böyle bir durumla karşılaşan adaylar, başvurularının hukuka aykırı şekilde reddedildiğini düşünüyorlarsa profesörlük kadrosuna dava açma hakkına sahiptir. Zira profesörlüğe atanma sürecinde tesis edilen işlemler, idari işlem niteliği taşımakta ve yargısal denetime tabi bulunmaktadır.

İdari yargılama usulü açısından bakıldığında, profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması kararına karşı açılacak davalar bakımından süre büyük önem taşımaktadır. İdari işlemin ilgilisine tebliğinden itibaren 60 gün içinde profesörlük kadrosuna dava açılmaması hâlinde, bu hak kaybedilmektedir. Süresinde açılmayan profesörlük kadrosuna dava, mahkeme tarafından usulden reddedilmektedir. Bu nedenle adayların, olumsuz sonucun öğrenilmesinin hemen ardından hukuki süreci başlatmaları gerekmektedir.

Adaylar başvurdukları üniversiteden ret cevabı almama durumlarında atanan adayların YÖK AKADEMİK sayfasında ilgili kadroya atandıklarını öğrenmeleri durumunda da dava açma hakkına sahiptir.

Açılan profesörlük kadrosuna dava kapsamında idare, jüri tarafından olumsuz kanaat oluşturulmasına neden olan gerekçeleri mahkemeye sunmak zorundadır.Yerel mahkeme kararlarında GEREKÇE BELİRTİLMEDEN ret kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Mahkeme, bu gerekçeleri objektiflik, ölçülülük ve denetlenebilirlik ilkeleri çerçevesinde incelemektedir. Yapılan inceleme sonucunda, adayın bilimsel yeterliliğe sahip olduğu veya uygulanan kriterlerin objektif olmadığı tespit edilirse, profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması işlemi iptal edilebilmektedir. Bu yönüyle profesörlük kadrosuna dava, adayın akademik haklarının korunmasında etkili bir hukuki mekanizma olarak öne çıkmaktadır.

Adaylar, profesörlük kadrosuna dava açmanın yanı sıra, ilgili üniversiteye idari itiraz yoluna da başvurabilmektedir. Üniversiteye sunulan itiraz dilekçesinde, adayın profesörlük kadrosuna uygun olduğunu ortaya koyan somut ve bilimsel gerekçelere yer verilmesi önem taşır. Ancak uygulamada bu itiraz yolunun, profesörlük kadrosuna dava kadar etkili sonuç doğurmadığı görülmektedir. Çoğu durumda üniversiteler, yapılan itirazları reddetmekte ve profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması yönündeki kararlarını sürdürmektedir.

Kişiye özel akademik kadro ilanına itiraz ve iptal davası konusunda detaylı bilgiler için ilgili makalemizi inceleyebilirsiniz.

Bu nedenle, hukuki güvenliğin sağlanması bakımından profesörlük kadrosuna dava açılması daha etkili bir yol olarak değerlendirilmektedir. Mahkeme tarafından yürütülen yargısal denetim, jüri raporlarının bilimsel ölçütlere uygunluğunu ve idarenin takdir yetkisini hukuka uygun kullanıp kullanmadığını ortaya koymaktadır. Bu denetim sonucunda verilen iptal kararları, profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması işlemini ortadan kaldırarak adayın yeniden değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.

Profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması, her zaman adayın akademik yetersizliğinden kaynaklanmamakta; kimi zaman usule aykırılıklar veya subjektif değerlendirmeler bu sonuca yol açabilmektedir. Bu gibi durumlarda profesörlük kadrosuna dava, adayların hak arama özgürlüğünün en önemli aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Süresinde ve usulüne uygun şekilde açılan profesörlük kadrosuna dava, akademik yükselme sürecinde hukuka aykırı işlemlerin giderilmesini sağlayarak, akademik adaletin tesis edilmesine katkı sunmaktadır.

PROFESÖRLÜK KADROSUNA ATAMANIN YAPILMAMASI VE İPTAL DAVASI KONUSUNDA YARGI KARARLARI

Danıştay 8. Daire Başkanlığı’nın 05.05.2022 tarihli 2020/3371 E.,  2022/3453 K.

İnceleme konusu Danıştay 8. Daire kararında, … Üniversitesi bünyesinde görev yapan bir akademik personelin, Fen Edebiyat Fakültesi Analitik Kimya Anabilim Dalında ilan edilen doçentlik kadrosuna atanmak amacıyla yaptığı başvurunun jüri değerlendirmesi sonucunda reddedilmesi üzerine açılan iptal davası ele alınmaktadır. Davacı, atanmış olan adaydan akademik puan bakımından daha üstün olduğunu ileri sürerek, başvurusunun reddine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Bu uyuşmazlık, akademik kadrolara atanma süreçlerinde idarenin takdir yetkisi ile yargısal denetimin sınırlarının belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Her ne kadar somut olay doçentlik kadrosuna ilişkin olsa da kararda ortaya konulan ilkeler profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması ve iptal davası bakımından da doğrudan uygulanabilir niteliktedir.

İlk derece mahkemesi, yaptırılan bilirkişi incelemesine dayanarak davacının akademik puanının atanmış olan adaydan belirgin biçimde yüksek olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemi iptal etmiştir. Ancak Danıştay, bu yaklaşımın akademik değerlendirme süreçlerinin niteliğiyle bağdaşmadığını belirterek kararı bozmuştur. Yüksek Mahkeme, akademik atamalarda yalnızca sayısal puan üstünlüğünün esas alınamayacağını, değerlendirmelerin bütüncül ve çok yönlü yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Bu yaklaşım, profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması kararlarının hukuki denetiminde de dikkate alınması gereken temel bir ilkedir.

Danıştay kararında özellikle atıf sayılarının akademik değerlendirmede önemli bir unsur olduğu, ancak bu unsurun proje yürütücülüğü, tez danışmanlığı ve eğitim-öğretim faaliyetleri gibi diğer akademik kriterlerin önüne geçemeyeceği ifade edilmiştir. Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenen doçentlik başvuru şartlarında atıflara ilişkin üst puan sınırının bulunduğu hatırlatılmış ve bilirkişi raporlarında bu sınırın dikkate alınmamasının hukuka uygun olmadığı belirtilmiştir. Bu tespitler, profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması işlemlerine karşı açılan iptal davalarında mahkemelerin değerlendirme ölçütlerine ışık tutmaktadır.

Kararda ayrıca, üniversitelerin akademik kadrolara atama sürecinde Yükseköğretim Kurulu onayıyla belirledikleri ek kriterlerin bağlayıcı olduğu ve bu kriterlerin objektif ve denetlenebilir nitelik taşıması gerektiği vurgulanmıştır. Danıştay, idarenin takdir yetkisinin yargı tarafından tamamen ikame edilemeyeceğini, yargısal denetimin yalnızca hukuka uygunlukla sınırlı olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu yönüyle karar, profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması nedeniyle açılan iptal davalarında, yargının akademik değerlendirme yapamayacağı, ancak bu değerlendirmelerin hukuka uygunluğunu denetleyebileceği ilkesini pekiştirmektedir.

Danıştay 8. Daire’nin inceleme konusu kararı, akademik yükselme ve atama süreçlerinde idari işlemlerin hangi ölçütler çerçevesinde denetlenebileceğini netleştirmektedir. Karar, profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması ve iptal davası bağlamında, salt puan üstünlüğüne dayalı iddiaların her durumda yeterli olmayacağını; bilimsel faaliyetlerin bütüncül değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyarak, uygulamaya yön veren emsal bir içtihat niteliği taşımaktadır.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı’nın 30.01.2020 tarihli 2016/7805 E., 2020/402 K.

Dava konusu olayda,  ….. Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı bünyesinde görev yapan davacı öğretim üyesi, aynı birimde açık bulunan doçent kadrosuna atanmak amacıyla başvuruda bulunmuştur. Başvurunun değerlendirilmesi amacıyla 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 25. maddesi uyarınca oluşturulan üç kişilik jüri tarafından adaylar hakkında ayrı ayrı raporlar düzenlenmiş, jüri değerlendirmesi sonucunda davacı hakkında iki olumsuz ve bir olumlu rapor verilmiştir. Diğer adaylar yönünden de çoğunlukla olumsuz raporlar düzenlenmesi üzerine Üniversite Yönetim Kurulu, hiçbir adayın doçent kadrosuna atanmasını uygun görmemiştir.

Davacı, başvurusunun reddine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptal davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, jüri raporlarının ve üniversitenin akademik hedefleri doğrultusunda takdir yetkisini kullandığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Ancak söz konusu uyuşmazlık, akademik kadrolara atama süreçlerinde bilimsel yeterliliğin nasıl denetleneceği hususunu gündeme getirmiştir. Bu yönüyle karar, profesörlük kadrosuna dava süreçleri bakımından da önem arz etmektedir.

Danıştay, temyiz incelemesinde, doçentlik kadrosuna atama işlemlerinin yalnızca idarenin takdir yetkisine bırakılamayacağını, bilimsel yeterliliğin özel ve teknik bilgi gerektiren bir konu olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, adayların bilimsel çalışma ve akademik niteliklerinin karşılaştırılabilmesi için bilirkişi incelemesi yapılmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu yaklaşım, profesörlük kadrosuna dava açılması halinde de yargısal denetimin kapsamına ışık tutmaktadır.

Danıştay kararında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun bilirkişiye başvurulmasını düzenleyen 266. maddesine açıkça atıf yapılmıştır. Hâkimin genel ve hukuki bilgisiyle çözülemeyecek, bilimsel ve teknik değerlendirme gerektiren durumlarda bilirkişi incelemesinin zorunlu olduğu ifade edilmiştir. Akademik yeterliliğin değerlendirilmesi bu kapsamdadır. Bu ilke, profesörlük kadrosuna dava incelemelerinde de doğrudan uygulanabilir niteliktedir.

Yüksek Mahkeme, üniversitelerin belirlediği asgari kriterleri sağlayan birden fazla adayın bulunması halinde, adaylar arasında bilimsel yeterlilik karşılaştırması yapılmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Aksi yönde verilen kararların eksik incelemeye dayalı olacağı belirtilmiştir. Bu tespit, profesörlük kadrosuna dava açan adaylar açısından emsal teşkil etmektedir.

Danıştay, ilk derece mahkemesinin bilirkişi incelemesi yaptırmadan verdiği kararın hukuka uygun olmadığına hükmetmiş ve kararı bozmuştur. Bu karar, akademik atama uyuşmazlıklarında yargının rolünü netleştirmekte, idarenin takdir yetkisinin bilimsel denetimle sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle profesörlük kadrosuna dava süreçlerinde, jüri raporlarının mutlak kabul edilemeyeceği, bilimsel yeterliliğin objektif ve denetlenebilir biçimde ortaya konulması gerektiği bu karar ile açıkça ortaya konulmuştur.

Bu yönüyle karar, akademik yükselme ve atama işlemlerine karşı açılan profesörlük kadrosuna dava bakımından yol gösterici nitelikte olup, bilirkişi incelemesinin zorunluluğunu vurgulayan önemli bir Danıştay içtihadıdır.

Ankara 14. İdare Mahkemesi’nin 29.02.2024 tarihli 2022/362 E., 2024/424 K.

Dava konusu olayda, davacı öğretim üyesi Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Psikolojisi Anabilim Dalında ilan edilen profesör kadrosuna atanmak üzere başvuruda bulunmuş, ancak jüri değerlendirmesi sonucunda atanma talebi reddedilmiştir. Davacı bu işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek iptali ve mahrum kaldığını iddia ettiği parasal ve özlük haklarının iadesi istemiyle profesörlük kadrosuna dava açmıştır.

Davalı idare savunmasında, jüri değerlendirmesinin mevzuata uygun şekilde yapıldığını, objektif kriterler esas alınarak adayların bilimsel çalışmalarının karşılaştırıldığını ve işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını belirtmiştir. Müdahil aday da idarenin bilimsel jürinin görüşleri doğrultusunda hareket ettiğini ifade ederek profesörlük kadrosuna dava talebinin reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkeme, uyuşmazlığın çözümünde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 26. maddesi ile Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği hükümlerini esas almıştır. Bu düzenlemelerde profesörlüğe yükseltilmede bilimsel niteliklerin, özgün yayınların ve akademik faaliyetlerin objektif ve denetlenebilir şekilde değerlendirilmesi öngörülmektedir. Bu çerçeve, profesörlük kadrosuna dava bakımından temel hukuki zemini oluşturmaktadır.

Mahkeme, tarafların iddialarının değerlendirilmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. Bilirkişi raporunda her iki adayın da profesör kadrosu için gerekli asgari kriterleri sağladığı, ancak ataması yapılan adayın çalışmalarının doğrudan eğitim psikolojisi alanına daha yoğun ve derinlikli şekilde odaklandığı tespit edilmiştir. Bu teknik değerlendirme, profesörlük kadrosuna dava dosyasında belirleyici olmuştur.

Raporda ayrıca, davacının puanlama sırasında doçentlik öncesi faaliyetleri de dikkate aldığı, müdahil adayın ise yalnızca doçentlik sonrası faaliyetlerini esas aldığı belirtilmiştir. Bu farklı yaklaşımın puanlamaya etkisi ayrıntılı biçimde ortaya konulmuş ve jüri değerlendirmesi ile bilirkişi raporu arasında uyum bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu tespitler, profesörlük kadrosuna dava sürecinde idarenin takdir yetkisinin sınırlarını göstermektedir.

Mahkeme, jüri üyelerinin tarafsız olmadığı yönündeki iddiaların soyut kaldığını ve somut delillerle desteklenmediğini vurgulamıştır. Bu nedenle jüri değerlendirmesinin geçerliliğini koruduğu kabul edilmiş ve profesörlük kadrosuna dava kapsamında ileri sürülen bu iddialara itibar edilmemiştir.

Yargılamada, idari işlemin hukuka uygun olduğu saptandığından, davacının parasal hak ve özlük haklarına ilişkin taleplerinin de hukuki dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu yönüyle karar, profesörlük kadrosuna dava açılması halinde yalnızca atama işleminin değil, buna bağlı taleplerin de hukuka uygunluk denetimine tabi olduğunu göstermektedir.

Mahkeme, davacının profesör kadrosuna atanmamasına ilişkin işlemin hukuka uygun olduğu kanaatine vararak davayı reddetmiştir. Karar, akademik atamalarda bilirkişi incelemesinin ve alanla uyumlu bilimsel faaliyetlerin önemini ortaya koymakta olup, profesörlük kadrosuna dava bakımından emsal niteliği taşıyan ayrıntılı bir yargısal değerlendirme içermektedir.

Gaziantep BİM, 1. İDD, 20.9.2018 T. E. 2018/480 K. 2018/1030

Uyuşmazlık, İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya-Metalurji Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümünde profesör unvanıyla görev yapan davacının, Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Malzeme Bilimi Anabilim Dalı için ilan edilen profesörlük kadrosuna atanmak amacıyla yaptığı başvurunun reddedilmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yerine başka bir adayın atanmasına ilişkin Üniversite Yönetim Kurulu kararı ve bu karar doğrultusunda tesis edilen Rektörlük onayının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali talep edilmiştir. Davacı, akademik yeterlilik ve puanlama bakımından atanan adaydan açık biçimde üstün olduğunu, buna rağmen idarenin takdir yetkisini objektif ve denetlenebilir kriterler dışında kullandığını iddia etmiştir.

Elazığ 2. İdare Mahkemesi tarafından yapılan incelemede, adayların akademik puanları arasında ciddi bir fark bulunduğu, davacının profesörlük kadrosuna atanmak için gerekli asgari puanın çok üzerinde bir puana sahip olduğu, buna karşılık atanan adayın daha düşük bir akademik performans sergilediği tespit edilmiştir. Mahkeme, idarenin tercih gerekçesini esas olarak atanan adayın hâlihazırda Fırat Üniversitesi bünyesinde görev yapması ve kadro ilanında yer alan spesifik koşula yönelik çalışmalarına dayandırdığını, bu yaklaşımın ise adayların tüm bilimsel çalışmalarını kapsayan bütüncül bir değerlendirme yapılmaksızın takdir yetkisinin kullanılması anlamına geldiğini belirtmiştir. Bu gerekçelerle dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılarak iptal kararı verilmiştir.

Davalı üniversite ve müdahil tarafından bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf dilekçelerinde, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca idarenin profesörlük kadrosuna atanacak adaylar arasında seçim yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğu, en yüksek akademik puana sahip adayın atanmasını zorunlu kılan bir düzenleme bulunmadığı ve jüri raporlarının oybirliğiyle atanan aday lehine düzenlendiği ileri sürülmüştür. Müdahil ayrıca, kadro ilanında öngörülen ek koşulların objektif olduğu ve kendi akademik çalışmalarının bu koşullarla daha uyumlu bulunduğu savunmasında bulunmuştur.

Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi, istinaf incelemesi sırasında uyuşmazlığı 2547 sayılı Kanun’un 26. maddesi çerçevesinde değerlendirmiştir. Mahkeme, profesörlük atamalarında esas unsurun, bilim alanıyla ilgili beş profesörden oluşan jüri tarafından hazırlanan raporlar olduğunu, bu raporların hukuka uygunluğunun denetlenmesi amacıyla yapılacak bilirkişi incelemesinin de aynı nitelik ve yeterliliğe sahip bir heyet tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Buna karşın ilk derece mahkemesince oluşturulan bilirkişi heyetinin üç kişiden ibaret olduğu ve üyelerinin tamamının aynı üniversitede görev yaptığı tespit edilmiştir.

Bu durumun, bilimsel değerlendirme gerektiren profesörlük atamalarında objektiflik ve denetlenebilirlik ilkelerini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır. Bölge İdare Mahkemesi, bilirkişi heyetinin oluşumundaki bu usul eksikliğinin, ilk derece mahkemesi kararını hukuka aykırı hâle getirdiğini değerlendirerek davalı idarenin istinaf başvurusunu kabul etmiş, iptal kararını kaldırmış ve dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine iadesine hükmetmiştir. Karar, istinaf incelemesi sonucunda kesin nitelik kazanmış olup, profesörlük kadrosuna atama süreçlerinde hem idari takdir yetkisinin sınırlarının hem de yargısal denetimde uygulanacak usul kurallarının titizlikle gözetilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması ve profesörlük kadrosuna iptal davası
Profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması ve profesörlük kadrosuna iptal davası

PROFESÖRLÜK KADROSUNA ATAMANIN YAPILMAMASI NEDENİYLE İPTAL DAVALARINDA AVUKAT DESTEĞİ

Yükseköğretim Hukuku olarak asıl uzmanlık alanlarımız doçentlik, akademik kadro ve akademik disiplin soruşturmaları ile birlikte yurt dışı diploma denklik davaları ile ÜAK doktora denklik kararına itirazlarıdır. 

Bu itibarla Profesörlük kadrosuna atamanın yapılmaması ve profesörlük kadrosuna iptal davası sonucunda ortaya çıkan karara itirazları ya da Üniversitenin diğer kararına davaları ile ilgili uzman akademik kadro avukatı ile görüşmek için İLETİŞİM BİLGİLERİMİZE ulaşabilirsiniz. Bununla birlikte farklı görüşme kanalları ile görüntülü ya da farklı şekilde görüşmek için Avukata Sor formundan sorularınızı yöneltebilirsiniz.

üak doktora denklik kararına dava ve üak doktora denklik kararına dava itiraz

 

 

WHATSAPP ARA